Kedilerinizi seviyorsunuz; belki de çoğu insanın bir şeye duyduğu sevgi kadar yoğun. Onlarla konuşuyorsunuz, gün boyunca aklınıza geliyorlar ve fotoğraflarını duvar kağıdı olarak kaydediyorsunuz. Ancak, kimseye söylemeyen bir gerçek var. Her gün, saf bir alışkanlıkla ve sevgiyle yaptığınız yedi şey, kediniz tarafından küçük bir ihanet olarak algılanabiliyor. Bu yedi şeyden ilki, eve adım attığınız andaki ilk on saniye içinde ortaya çıkıyor. Sonuncusu ise bu yazının sebebi. Kediler, bir kullanım kılavuzuyla birlikte gelmiyor. En doğal hissettiren hareketlerin, yani onlara koşmak, kaldırmak veya onlara sevgi dolu bir bakış atmak gibi davranışların, tam tersi bir mesaj iletebileceğini kimse söylemiyor. Bu, kötü bir sahip olma meselesi değil. Bu, çoğu insanın fark etmediği derin bir iletişim kopukluğu. Bir kez bunu gördükten sonra, bir daha asla göremediğiniz bir gerçeklik haline geliyor.

1. Kapıdan girdiğiniz anda yüksek enerjili bir selam vermek. Kapıyı açtığınızda, onların ismini çağırarak hızla onlara doğru ilerliyorsunuz. Bu sizin için bir sevgi gösterisi gibi görünebilir; gerçekten öyle. Fakat kediniz başka bir şey algılıyor. Hızlıca içeriye giren, ses çıkaran ve doğrudan onlara yönelen büyük bir canlı. Hayvanlar dünyasında bu, bir selamlaşma değil. Bir avcının yaklaşma şekli. Lincoln Üniversitesi’nden yapılan bir araştırmada, kedilerin hızlı ve doğrudan yapılan bir yaklaşım ile yüksek sesli sesleri tehdit sinyali olarak algıladığı belirtilmiştir; bu, bir sevgi ifadesi değildir. Kalp atışları hızlanır, vücut gerilir. Niyetinizi bilemezler; sadece bedeninizin söylediklerini anlarlar. İçeri sessizce girin, eşyalarınızı bırakın, yere oturun ve bekleyin. Onların size gelmesine izin verin. O ilk sessiz bir dakika, akşamın duygusal tonunu belirler. Onlar, sizin sevginizle fethedilmek istemiyorlar. Seçim yapmayı tercih ediyorlar.

2. Onları, kendilerinin istemediği bir anda kaldırmak. Kediniz kıvrılmış halde ve dayanılamaz görünüyor, bu nedenle onu kaldırıyorsunuz. Fakat birkaç saniye sonra kıpırdanmaya başlıyorlar. Siz de bunun, “Bugün canı sıkkın,” gibi bir durum olduğunu düşünüyorsunuz. Ama aslında, onların canı sıkılmıyordu; size bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Kediler, av hayvanlarıdır. Uyarı olmadan kaldırılmak, vücutlarının kontrolünü kaybetmeleri demektir ve aynı anda kaçış yollarını da kaybetmeleridir. En güvenli kişi olsanız bile, onların sinir sistemi bu durumu anlayamaz. 2019 yılında yapılan bir hayvan bilişi araştırmasında, iznine tabi olmadan kaldırılan kedilerin, sadece anlık değil, saatler sonra da yüksek kortizol seviyelerinde olduğu bulunmuştur. Stres, onları bıraktıktan sonra bitmez. Bir parmağınızı burnunun yakınına uzatın. Eğer o parmağınıza sürtünürlerse, bu bir davettir. Hiçbir sürtünme yoksa, hiçbir etkileşim yoktur. Onlar zor çıkacak bir durum yaratmıyorlar; sadece kendi bedenlerini tamamen kontrol etme haklarına saygı gösterilmesini istiyorlar. Bu, güveni yeniden inşa etme konusuyla doğrudan bağlantılıdır.
3. Onların sizinle konuşma çabalarını görmezden gelmek. Kediniz size miyavlayarak sesleniyor. Siz de üzerine bakıyor, “Şu anda değil,” diyorsunuz ve ekranınıza geri dönüyorsunuz. Bir süre sonra tekrar miyavlıyorlar; yine görmezden geliyorsunuz. Nihayetinde durup yanlarından uzaklaşıyorlar. Çoğu insanın öğrenemediği bir gerçek var. Yetişkin kediler diğer kedilere miyavlamaz. Miyavlama, neredeyse tamamen insanlar ile iletişim kurmak için evrim geçirmiştir. Kediniz size miyavladığında, sizin için geliştirilmiş tek iletişim şekillerini kullanıyorlar. Araştırmalar, kedilerin açlık, yalnızlık ve bağlantı istemek gibi durumlar için, belirli sahiplerine yönelik bireysel miyavlama desenleri geliştirdiğini gösteriyor. Onlar, sizin tepkilerinizi öğrendiler ve etrafınızda bir kelime dağarcığı oluşturup geliştirdiler. Hiçbir şeyi çözmeniz gerekmiyor, sadece yanıt verin. Onların ismini söyleyin, onlarla 2 saniye göz teması kurun. Onların ihtiyaç duyduğu şey, sinyalin alındığını bilmektir. Onlar gürültü çıkarmıyorlar; sadece “Sana ulaşmayı denemek için yeterince sana güveniyorum,” demek istiyorlar. Bu sinyalleri yanıtsız bırakmayın.
4. Onları “dur” dediği noktadan sonra sevmek. Kediniz mırlarken, bir anda ısırıyor ve atlıyor. Siz bunu beklemiyorsunuz, ama onlar size bununla ilgili birçok kez mesaj vermişti. Kuyruğu hızlıca sallanması, sırtında oluşan dalgalar ve kulakların geriye dönmesi, her biri tam bir cümle gibiydi: “Ben aşırı uyarılmış durumdayım. Lütfen dur.” Siz sadece o dili bilmiyordunuz. Lincoln Üniversitesi’nden yapılan bir çalışma, kedilerin, ısırmadan önce üç ila dört kez ön sinyaller gösterdiğini bulmuştur. Isırma, agresyon değildir; dikkate alınmadığı için son bir isteğin son aşamasıdır. Üç belirtiyi öğrenin: kuyruğun hızlıca sallanması, sırt boyunca ciltteki dalgalanma ve kulakların geriye dönmesi. Bu belirtilerden herhangi birini gördüğünüzde durun. Elinizi yavaşça kaldırın. Onların kalmasını ya da gitmesini seçmelerine izin verin. Onlar, kalmak için size güvendiler; sadece sizin dinlemenizi istediler.

5. Güvenli alanlarını ihlal etmek. İkinci maddede, kedinin fiziksel varlığını kontrol etme ihtiyacını konuştuk. Onların saklanma yeri, aynı ihtiyacın mekansal bir versiyonudur. Sadece karanlık bir köşe değil, onların duygusal düzenleme bölgesidir. Hiçbir şeyin onlara ulaşamayacağı bir yer. Siz onlara orada katıldığınızda ve onları dışarı çıkardığınızda, hatta nazikçe, onlara “Bu evde gerçek güvenli bir yer yok,” demiş oluyorsunuz. Uygulamalı Hayvan Davranış Bilimleri’nde yapılan bir araştırma, saklanma alanlarına erişimleri engellenen kedilerin, uzun süreli anksiyete yaşadıklarını ve sahipleriyle bağlarının belirgin şekilde azaldığını göstermiştir; bu stresörü geçtikten sonra bile. Güvene verilen zarar, geri çekildikleri an bittiğinde bile devam eder. Onlara izin verin. Sessizce yeri yakınında oturun. Çoğu kedi, baskı kalktığında birkaç dakika içinde dışarı çıkar. Geri çekildiklerinde, sizi reddetmiyorlar; sadece sizin, parçalanmalarına huzur içinde izin veren bir güvenli yer olmanızı istiyorlar.
6. Gözlerini, göze doğrudan bakarak uzun süre sabit tutmak. Odanın karşısında kedinizle sıcak bir bakış kuruyorsunuz. Onlar, gözlerini kaçırıyor veya oradan uzaklaşıyorlar. Ve siz de hafif bir reddedilme hissi duyuyorsunuz. Ama aslında olan şu: Hayvanlar dünyasında, sabit bir göz teması, sıcaklık anlamına gelmez. Bu, avcıların avlarına kilitlenme şeklidir. Kediniz gözlerini kaçırdığında, barış işareti sunuyordu: “Ben senin için bir tehdit değilim. Umarım sen de aynı düşünüyorsun.” 2020 yılında Scientific Reports’ta yayınlanan bir çalışma, insanların yavaş göz kırpmasının kedilerdeki bağlanma davranışlarını belirgin bir şekilde artırdığını, daha fazla yaklaşım, daha uzun kalma süreleri ve rahat bir beden dilini de teşvik ettiğini bulmuştur. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir kedinin gülümseme versiyonudur. Bir sonraki sefer kediniz size bakarsa, onların bakışına nazikçe karşılık verin. Gözlerinizi yavaşça kapatın. 1 saniye bekleyin, ardından açın. Eğer onlar da yavaşça göz kırparsa, tam olarak “Seni seviyorum,” dediniz kendi dillerinde.

7. Tam olarak bahsettiğim sonuncu madde ise, anahtarlarınızı alıp kapıya yönelmenizdir. Belki de kanepe üzerinde kedinize bir bakış atıyorsunuz ya da belki de atmıyorsunuz. Geç kalıyorsunuz. Onları bu akşam göreceksiniz. Eve döndüğünüzde, eşyalarınızı bırakınca telefonunuza odaklandığınızda, kediniz odanın diğer ucundan sizi izliyor ve siz yanlarından geçiyorsunuz. Bu konuda yanlış düşündük yıllar boyunca. Kediler bağımsızdır dedik. Onların bu durumdan sorun yaşamayacaklarını düşündük. Ancak 2020 yılında Current Biology’de yayınlanan bir çalışma, bunun hepsini değiştirdi. Kediler, sahipleriyle gerçek, nörolojik olarak ölçülebilir bağları oluşturuyorlar. Bu bağ, insan bebeklerinin birincil bakım verenleriyle olan bağlarıyla aynı deseni taşıyor. Bu bir metafor değil; aynı beyin mekanizması. Kediler sahiplerinden ayrıldıklarında ve yeniden bir araya geldiklerinde, bebek bakım verenleriyle olan bağlanma çerçevesine benzer belirgin güvenli veya güvensiz bağlanma tepkileri gösteriyorlar. İhmal edilen ayrılıklara maruz kalan kediler, kronik anksiyete, aşırı tımar etme ve geri çekilme gibi sorunlar yaşıyorlar. Sessiz bir şekilde acı çekiyorlar. Kapıya havlamıyorlar; sadece geri çekiliyorlar. O sessizlik, her şeyin yolunda olduğunu düşünmemize neden oluyor. Kediniz işin ne olduğunu anlamıyor. Ne tarz işler yaptığınızı da bilmiyor. Onların basit bir durumu var: “Sen buradaydın, sonra buradan ayrıldın. Ardından kapı açıldı ve önümden geçtin sanki orada değilmişim gibi.” Pencerede sizi beklediler. Kapı önünde, sizin kokunuzun en güçlü olduğu alanda durdular; ses çıkarmazlar, bir şey istemezler. Sadece, sizi beklemek, her zaman bildikleri tek şeydir. Saatler değil, sadece 10 saniye gerekir. Eve gitmeden önce, kedinizi bulun. Onların ismini söyleyin. Yüzünüzü görmelerine izin verin. Eve döndüğünüzde, önce yerlerde oturun. Onların size gelmesini bekleyin. O an size hiçbir maliyeti yoktur. Onlar için, tüm dünyadır. Siz onların sahibi değilsiniz. Onların bakıcısı değilsiniz. Siz, gözlerini kapatıp huzur içinde uyumaları için yeterince güvenli hissettiren nedenlerisiniz. Tüm bunlar, sizi kötü bir sahip haline getirmez. Bunu bilmek, sizi daha iyi bir sahip yapar. Kediniz, bir puan tutmuyor. Tek bir kin gütmüyorlar. Şu an içinde yaşadıkları dünyada, var olan en önemli şey sizsiniz. Ve bugün, onlara bunu nasıl gösterdiğinizi de öğrendiniz. Kediniz size hiç yavaşça göz kırptı mı? Bu an, her kedi sahibinin hak ettiği bir deneyimdir. Henüz olmadıysa, bu akşam deneyin. Sonra geri dönüp ne olduğunu anlatın.